Kamil ÇOBAN: Öğrenme Sonu Olmayan Bir Keşif Sürecidir

Öğrenme Sonu Olmayan Bir Keşif Sürecidir

Doğduğumuz andan itibaren bir öğrenme süreci başlıyor bizim için.

Dünyaya adım attığımız an nesnelerle, insanlarla ve doğayla etkileşim içine giriyoruz. Sürekli bir şeyler öğreniyor, yeni deneyimler kazanıyoruz.

Sürekli öğreniyor ya da öğrenmeye itiliyoruz.

Özellikle yirminci yüzyıldan itibaren dünyada çok önemli değişim ve dönüşümler yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor. İçinde bulunduğumuz topluma ve bu hızlı değişimlere ayak uydurmamız için hayatımız boyunca öğrenmemiz gerekli kılınıyor.

Eğitimin şekli öğrenme sürecinin de şeklini belirliyor.

Çağımızın gerekliliği sürekli değişim ve dönüşümleri yakalamak ve uyumlanmak. Diğer yandan aile, toplum ve okul üçgeni tarafından yetiştirilirken öğrenmeden ziyade öğretilme süreci içinde bulduk kendimizi. İşte tam da burada çocuklukta bir süreç olan öğrenme biçimi, örgün eğitimle beraber sonuç odaklı olmaya başladı. Yapılandırılmış alanda talep edilmeyen öğrenme yerini ezbere bıraktı, bunun sonucunda sorun çözme (yaratıcılık) yeteneğimiz köreldi ve eğitilmeye bağımlı hale geldik. Sorun da burada ortaya çıktı.

Etkili ve verimli bir öğrenmenin gerçekleşebilmesi ve öğrenmenin kalıcı hale gelmesi için eğitimin insanların yaşamına – pratik ve becerilerine- dokunması gerekiyor. Bu noktada gönüllülük süresince sivil toplum alanında karşılaştığım ve bir daha kopamadığım eğitim çeşidinden bahsedeceğim, örgün öğretimden çok daha önce doğmuş olan yaygın eğitim biçimi. Örgün eğitimdeki öğretmen- öğrenci ilişkisinin ve ezbere dayalı öğrenmenin aksine, yaygın eğitim gönüllülük esaslı ve birey merkezli olup, katılımcının yani öğrenenin pratik ve becerilerine dayanır. Tek bir doğrunun dayatılmadığı alanda katılımcılar tartışarak, düşünerek, beyin fırtınası yaparak birbirlerinden öğrenirler. Yaygın eğitim insanların yaratıcı düşünme ve sorun çözme becerisini geliştirirken kendilerini keşfetmelerine yardımcı olur. Aslında öğrenme süreci burada tekrardan süreç odaklı hale dönüşüyor ve katılımcı öğrenme sürecinin öznesi haline geliyor.

Öğrenme teorileri üzerine çalışanlar öğrenmeyi-öğretmeyi daha verimli hale getirebilmek için öğrenme üzerine birçok görüş geliştirdi. Katlımcısı olduğum Yaygın Eğitim Akademisinde geçen hafta öğrenme biçimleri üzerine beyin fırtınası yaparken şöyle bir şey konuşuldu. ’’Öğrenme biçimleri bir mit olabilir, herkesin öğrenme tarzı birbirinden farklıdır.’’ Sonra üzerine düşündüm ve aydınlandım.

Öğrenme üzerine birçok görüş olsa da, insanların parmak izlerinin birbirinden farklı olduğu gibi öğrenme tarzları da birbirinden farklıdır. Öğrenme biçimleri bize yol gösterse de başka bir yandan bizi kısıtlar.

Öğrenme doğumla başlayıp ölümle biten bir süreçtir. sonu olmayan bir keşif sürecidir.

Hepimiz öğrenme ile ilgili birçok yanlış bilgilere ve alışkanlıklara sahibiz. Önemli olan öğrenmeye açık olmak ve dogmatik bir yaklaşım sergilememektir. Öğrendiklerimize saygı duyarken, şüphe etmeden gözümüz kapalı bir şekilde kabul etmemek gerekir. Böyle bir yaklaşım da öğrenmeye engel olur, birey kendine sınır koyarak öğrenmesine ket vurur.

Rollo May Yaratma Cesareti adlı kitabında: ‘’Şüphe ve inanç arasında diyalektik bir ilişki vardır. Hem inanabilme hem de kendi şüphelerini kabul etmeye cesareti olan kişi öğrenmeye sürekli açıktır.’’ Diyor. Aslında burada öğrenmeyi öğrenmekten bahsediyor May.

Öğrenmeyi öğrenmek, öğrendiklerimize yeni bir bakışla bakmak, şimdiye kadar öğrendiklerimizi süzgeçten geçirip, bundan sonra öğreneceklerimize karşı bir tavır içerisine girmektir.

Kısacası öğrenmeyi öğrenmek, sonu olmayan bir keşif süreci, bir yaşam biçimidir.

Kamil ÇOBAN
Yaygın Eğitim Akademisi

%d blogcu bunu beğendi: